
Derya, 32 yaşında bir grafikerdi. Uzun yıllar boyunca Kadıköy’de bir reklam ajansında çalışmış, yaratıcı fikirler arasında oradan oraya koşmuştu. Ancak şehir, yıllar geçtikçe üstüne yük olmaya başlamıştı. Sürekli seks artan tempo, gürültü, insanların yüzlerindeki yorgunluk… Derya için artık hiçbir şey ilham verici değildi.
Bir sabah kahvesini alıp pencereden dışarı bakarken, kendine şu soruyu sordu: “Gerçekten burada yaşamak istiyor muyum?” Aynı gün akşam, internette gezinirken Beykoz escort kiralık küçük bir taş ev ilanı gördü. Etrafı çam ağaçlarıyla çevriliydi, bahçesinde ahşap bir masa, yanında hırçın bir salıncak vardı. Gökyüzüyle temas kurmuş gibiydi o ev. Derya, ani bir kararla ajanstaki işinden istifa etti ve birkaç hafta içinde Beykoz’a taşındı.
Yeni evi, Göllü köyüne yakın, sakin bir sokaktaydı. Sabahları horoz sesleriyle uyanıyor, akşamları uzaklardan gelen köpek havlamalarıyla uyuyordu. İnterneti yavaştı, market biraz uzaktı ama bunların hiçbiri umurunda değildi. Bilgisayarını taş masanın üstüne koydu, doğanın ortasında çizmeye, tasarlamaya başladı.
Bir gün evinin önünde yaşlı bir teyze durdu, elinde bir tabak dolusu sarma vardı. “Hoş geldin,” dedi. Derya şaşırdı ama gülümsedi. Böylece köydeki hayatı daha da renklendi. Komşuları onu benimsedi, çay saatlerine davet etti, bahçesine nasıl domates ekileceğini öğretti.
Derya, önceki hayatında hep bir şeylere yetişmeye çalışmıştı ama burada zaman ona uyuyordu. Kimi sabahlar Beykoz sahiline yürüyüp denizi izliyor, kimi akşamlar ormanda yürüyüşe çıkıyordu. Kafasındaki sesler azalmış, içindeki sessizlik çoğalmıştı.
Bir gün eski ajansından bir telefon geldi. Önemli bir projede onunla çalışmak istiyorlardı. Derya kondom teklifi kibarca reddetti. “Ben artık sadece ruhuma iyi gelen şeyleri yapıyorum,” dedi.
Beykoz escort ona sadece huzur değil, aynı zamanda kim olduğunu da hatırlatmıştı. Derya artık acele etmiyor, korkmuyor, kendini bulduğu bir hayatı yaşıyordu. Her bahar çiçek açarken, o da yeniden doğuyordu.
Bir yanıt yazın